Fransa’da gerçekleşen ve ABD Başkanı Donald Trump ile İran yönetimi arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat muhtırasının üzerinden bir hafta geçti. Bu mutabakat, yarım asırdan uzun süren düşmanlık ve bölgedeki başarısız barış girişimlerinin gölgesinde gerçekleşmiş olması nedeniyle, çatışmaların durması bile önemli bir adım olarak nitelendiriliyor.
Washington’da, anlaşmanın “Amerikan yenilgisi” olduğunu iddia eden eleştirilere rağmen süreç, şu an için ilerleme kaydediyor. Trump yönetiminin yaklaşan seçimler öncesinde ekonomik maliyetleri artırmak istememesi ve İran’ın kazanımlarını koruması, taraflar arasındaki müzakereleri devam ettiren en önemli etkenler olarak öne çıkıyor.
Mutabakatın en somut sonuçlarından biri, Hürmüz Boğazı’nın yeniden gemi trafiğine açılması oldu. Bu durum, küresel petrol arzının kalbinde yer alan boğazın normalleşmeye doğru ilerlediğini gösteriyor. Boğazın açılması, küresel enerji piyasalarını rahatlattı ve petrol krizlerinin önüne geçti.
Anlaşma ile ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların askıya alınması, İran’ın petrol satışlarına olanak tanıdı. İran, özellikle Çin’e petrol sevkiyatlarına hız verdi ve günlük petrol satışlarını artırmayı planlıyor. Bununla birlikte, bazı uzmanlar, İran’ın elde edeceği gelirin askeri gücünü artırabileceğinden endişe duyuyor.
Uluslararası nükleer denetimler konusu ise anlaşmanın en tartışmalı yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. İran’ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılması ve ülkenin yeniden imarı için ayrılacak fonun detayları belirsizliğini koruyor. ABD Kongresi’nin yaptırımlara yönelik şüpheleri, finansal adımların uygulanmasını zorlaştırıyor.
Lübnan ve İsrail cephesindeki durum ise anlaşmayı tehdit ediyor. İsrail, bu mutabakatı tanımadığını açıklarken, Lübnan’da askeri operasyonlara devam ediyor. İran’ın, bu anlaşmayı bir kalkan olarak kullanma stratejisi, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkileri germekte. Tek taraflı adımların mutabakatı riske atabileceği endişeleri de bulunuyor.
Reklam & İşbirliği: [email protected]