İsrail, Gazze’de yürüttüğü soykırımın ardından Batı Şeria’ya odaklandı. Tel Aviv yönetimi, bölgede yeni yerleşim alanları kurmayı, askeri kontrolü genişletmeyi ve Filistin yönetimini etkisiz hale getirmeyi hedefliyor. Bu adım, sadece Gazze’deki ateşkesi değil, bölgedeki tüm dengeyi doğrudan tehdit ediyor. İsrail, artık sadece işgal güçleriyle değil; hukuk, idare ve demografi üzerinden toprak gasp eden bir sistem haline geldi.
İsrail Meclisi, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim birimlerinin İsrail’e ilhak edilmesini öngören yasa tasarısını kabul etti. Bu tasarının yasalaşması halinde yüzlerce yerleşim doğrudan İsrail yasalarına tabi olacak ve işgal “hukuki” bir statü kazanacak. Netanyahu hükümeti, bu adımı “güvenlik tedbiri” olarak sunsa da, gerçekte amaç Batı Şeria’yı kalıcı biçimde İsrail’in parçası haline getirmek.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in “askeri işgal sınırlarını aşarak sivil egemenlik tesis ettiğini” belirledi. Ancak Tel Aviv yönetimi geri adım atmadı; aksine askeri yönetimin yetkilerini sivil bakanlıklara devrederek Batı Şeria’da “sivilleştirilmiş işgal” modeline geçti. Uluslararası toplumun tepkisizliği, İsrail’in bu süreci hızlandırmasına neden oluyor.
Batı Şeria, uluslararası hukuka göre işgal edilmiş bölge. İşgalci İsrail’in bu bölgedeki varlığı uluslararası hukuka aykırıdır. İsrail, hem kendi iç hukukunu hem de uluslararası düzeni ihlal etmektedir. Uluslararası toplumun sessizliği, bu fiili ilhak sürecine göz yumduğu şeklinde yorumlanıyor.
Bu kritik süreçte, İsrail’in Batı Şeria’daki genişleme politikaları sadece Filistinliler için değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler açısından da büyük bir tehdit oluşturuyor.
Reklam & İşbirliği: [email protected]